Köln, 4 Şubat 2016
TRT-TÜRK T.C. DEVLETİ’NE KİN KUSUYOR

AKP iktidarı, özellikle 2. Başbakanı R.T. Erdoğan’ın ağzından, Tek parti devrinde Kürtlere karşı red, inkâr ve asimilasyon siyaseti güdüldü, denilerek Kürt kökenli Türk yurttaşlarını T.C. Devleti’ne karşı kışkırtmıştır. Bu söylem AKP’nin 3. Başbakanı Ahmet Davutoğlu tarafından da aynen tekrar edilmiştir, edilmektedir.
RTE, „CHP Dersim’de halka vergi vermiyor diye katliam yapmıştır“ diyerek, Tunceli ili halkını da T.C. devleti’ne karşı kışkırtmıştır.
Şimdi de AKP iktidarının borazanı durumuna düşürülen TRT’nin
TRT-TÜRK TV kanalı, Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusu, ülkesi ve devletiyle bölünmez birliğine aykırı bir tutum içindedir.

TRT-TÜRK, AKP iktidarının buyruğunda, ATATÜRK’e, İNÖNÜ’ye, CHP’ye karşı amansız bir propaganda aracı olarak kullanılmaktadır.  
Bu konularda şahsen benim çok sayıda açıklamalarım olmuştur.
(İsteyen herkese gönderebilirim).

En son olarak 1 Şubat 2016 akşamı saat 20.30 ile 21.00 arası bir programda, aşağıda, „Yeni Türkiye“ adlı bir programın hem linkini hem de bizzat metne döktüğüm içeriğini, sizinle paylaşmayı, bir yurttaşlık görevi biliyorum.
Ben, ulusumuzun birliğine, ülkemizin tümlüğüne ve devletimizin tekliğine
sahip çıkma ve savunma konusunda ve bu bağlamda Vatanımızın Kurtarıcısı, Devletimizin ve Cumhuriyetimizin Kurucusu, Türk Devrimi’nin Tasarımcısı ve Önderi MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ün düşünce sistemine ve ilkelerine sahip çıkma konusunda, son derece duyarlı
bir Türküm.
Onurunu omuzlarımda taşıdığım Avrupa Atatürkçü Düşünce Dernekleri Federasyonu (AVRUPA-ADD) Genel Başkanı  olarak da, halka dayalı ve halk mayalı cumhuriyetimize sahip çıkma ve savunmayı da çok önemli bir görev biliyorum. Bunun için, anayasanın, yasaların ve Atatürkçülük etiğinin, bana verdiği olanaklar ve görevler çerçevesinde, çalışmalarımı sürdürüyorum.

Bu anlamda, özellikle yurt dışına yayın yapan TRT-TÜRK TV kanalının
son derece tehlikeli, bölücü tavrını kanıtlarıyla ortaya koymayı ihmal etmiyorum, etmeyeceğim. Çünkü, bilgi sahibi olmak ancak bağımsız ve özgür medya sayesinde olabilir. Böylece de fikir sahibi olmak mümkündür.
Devletin TV kanalı, bir başka deyişle, kamu yayıncılığı görevi olan TRT bunu yapmıyorsa, eleştirme hakkını kendimde görürüm. Çünkü ben, ATATÜRK’ün AYDINLANMA DEVRİMİ’ni özümsemiş ve kendi aklını kendisi kullanan bir Türküm.

TRT-TÜRK’ün, aşağıda izleyeceğiniz/okuyacağınız programının, ne derece yanlı olduğunu, Türk Milleti’nin birlik ve beraberliğine ne derecede zarar verdiğini bizzat kendiniz saptayacaksınız.
Değerlendirmenizi bu anlamda yapmanız dileğiyle ve

saygıyla

Dursun ATILGAN                                                                                     
Avrupa Atatürkçü Düşünce Dernekleri Federasyonu
Genel Başkanı

=======================================

KONU: TRT-TÜRK TV KANALINDA YAYIMLANAN
„YENİ TÜRKİYE“ ADLI PROGRAM

http://www.medyatakip.com/medya_sistem/gb_videooynat.php?gnosif=g3weken_UhP92EhCLipevA..&mnosif=JOJTXvchYZQ.&st=2

Dersim sert dağların ortasında tabiatın ardına gizlenmiş bir kent; kendine özgü gelenekleri ve inancıyla bu topraklara ait bir halk. Türkiye Cumhuriyet tarihinin en acımasız katliamından arta kalan bu insanlar, yolların 80 yıllık acısıyla yüzleşiyor…Binlerce ölü, sürgün ve evlatlık verilmiş kız çocuklarının derin acısıyla…

Dersimliler Gülhane parkından habersiz, Munzur vadisinin dünyanın en güzel köşesi olduğuna inanırdı. Munzur çayını oluşturan gözeleri ve vadi boyunca  uzanan toprakları kutsal sayardı.
Gülhane parkında okunacak bir belgenin tam 100 yıl sonra, Munzur’un kaderini değiştireceğinden habersiz.
Gülhane parkında okunan Tanzimat Fermanı Dersim gibi pek çok bölgenin Osmanlı’daki ayrıcalıklı konumunu derinden sarstı.
Osmanlı merkezileştikçe, Dersim gibi otonom sayılabilecek bölgeler üzerindeki baskı arttı. Dersim 4 asırdır Osmanlı toprağıydı, ama İstanbul’a bağlantısı kesik, bir derebeylikti.


Ayşe Hür konuşuyor: „Bölge Osmanlı’dan beri merkezle sürekli sorunlar yaşamış bir bölge. Fakat bu sorunlar sadece Kürtlere, Kızılbaşlara, sadece Dersim‘e has değil. İmparatorluğun başka bölgelerinde de Tuna Boylarından , Gavur dağına, Antakya’ya, Kozan’a, Lübnan’a kadar uzanan çeşitli coğrafyalarda benzer çatışmalar yasanmıştır.“

Yeni milliyetçilerin en büyük hedefi merkezi otoriteyi yerleştirmekti.
İşte bu, Dersim’in ölüm fermanıydı. Üstelik Osmanlı ordusuna top ve mermi sağlayan madenler bu bölgedeydi.

Keban ve Ergani gibi ocaklar asayişin bozulması yüzünden işlemez haldeydi.

1848’de Dersim Sancağı lağvedildi. Şehir Hozat’a bağlı bir kaza haline getirildi. Dersim’in statüsü düşürülmüştü. İlk isyan bu yüzden çıkacaktı. Ayaklanma hemen bastırıldı. Ancak son olmayacağı belliydi.

Yine söz Ayşe Hür‘de:
„Türkleştirmeye, sünnileştirmeye direndikleri için silahlı karşı koyuşlar yapmışlardır. Bölge zaten geleneksel olarak, silahlı bir bölge. Anadolu’nun pek çok yeri gibi, hatta günümüzdeki gibi, yani çok yaygın bir silahlanma var.“

Osmanlı toprakları Rus saldırılarıyla tehdit altındaydı. Ordu’ya asker, silah ve mühimmat gerekliydi. Dersim Kafkasya’dan gelecek Rus Ordusu’nun geçiş yolu üzerindeydi. Abdülhamit tahta çıkalı bir yıl olmuştu. İslam Birliği politikası bölgede sükuneti sağladı fakat savaş kapıdaydı. 93 harbi öncesinde Rusları karşılamaya giden Osmanlı Ordusu, Doğu’dan asker topladı. Dersimlilerin bir bölümü asker vermedi. Bazı aşiretler ayaklandı. Ordu iki ateş arasındaydı. Üstelik Rus Ordusu ilerleyip Anadolu’yu işgal edince, Dersim Ruslarla komşu olmuştu.  Osmanlı Dersim aşiretlerini Ruslara karşı silahlandırdı. Dersimliler Ruslara karşı çarpıştılar. Önderleri Seyit Rıza idi. Hatta ona hizmetlerinden dolayı madalya verildi.
Dönemin valisi Seyit Rıza için „din ve namusuyla bize hizmet etti“ diyecekti.

Ruslar bölgeye yerleşince, Ermenileri silahlandırır. Doğuda asayiş giderek bozulmaktadır. İstanbul’un otoritesi ise gitgide zayıflar. Dersim aşiretleri Osmanlı ve Rusya arasında adeta bir tampon bölgede sıkışıp kalmıştır.
20. Yüzyılın başı Osmanlı için savaş çağıdır. Ordu cepheden cepheye koşarken teba üzerindeki baskı artar. Dersim aşiretleri birkaç kez daha ayaklanır.
1915’te tehcir başladığında Ermeniler için tek sığınak Dersim’dir.

Hüseyin Ayrılmaz konuşuyor:
„Çok sayıda Ermeninin Dersim’e sığındığı İttihat ve Terakki hükümetinin bu sığınmacıları geri istediğini ama Dersimlilerin teslim etmediği bizim Dersim içerisinde çok yaygın olarak konuşulur.“

I. Dünya Savaşı bitip Millî Mücadele başladığında, Dersim unutuldu. Bunun tek istisnası ilk meclise giren Diyap Ağa‘ydı. Dersim mebusu Diyap Ağa‘yla Mustafa Kemal arasında sıkı bir işbirliği vardı. Cephedeki durum ise kritikti. Yunan orduları Ankara kapılarına kadar dayanmış, top sesleri meclisten duyuluyordu.
Bazı mebuslar meclisi taşımayı düşündüler. Diyap Ağa itiraz etti: „Buyrun gidin. Ben gidemem. Tek başıma olsam bile, bayrağım, dinim ve vatanım için son kurşuna kadar düşmanla savaşırım. Son kurşunu da kafama sikarım. Bu böyle biline.“
Gazi Paşa sıkıntılıdır. Kurtuluş pamuk ipliğine bağlıdır. Paşa, Diyap ağanın yanın gelir. Aklındaki B-planını ona açıklar.
„Dersim dağları bizi saklar mı Diyap Ağa?“
  Ağa kararlıdır: „Dersim dağları hepimize yeter.“ Karşılığını verir.

Bu konuşma Kurtuluş Savaşı’nın seyrini değiştirecek ve zafere giden yolu açacaktır. Vatan kurtulmuş, cumhuriyet ilan edilmiştir. İttihatçıların merkeziyetçi baskısının yerini Ulus inşası süreci alır. Genç cumhuriyetin merkeziyetçiliği ittihatçılardan daha serttir. Jakoben devrimlere en uzak bölge Anadolu’nun doğusuydu. Özellikle feodal ilişkileri baltalayan adımlar, yüzlerce yıllık gelenekleri tehdit ediyordu. Bu sırada milliyetçilik etkisi Kürtler arasında yayılmaktaydı.  Çıkan isyanlar cumhuriyet idaresine karşı en sert muhalefetti. Üstelik bu isyanlar Dersim’in yanı başındaydı. Belki Dersimliler Kürt isyanlarına katılmadı ama, Koçgiri isyanına katılanara kucak açtı.
Ankara bunu kabul edemezdi.

Sina Akşin bir cümle söylüyor: „İttihat Devrimi radikal bir hareketti. Cumhuriyet daha radikaldi.“

Türkleştirme ulus inşası sürecinin en önemli ayağı haline gelir. Bunun için bölgenin tanınması şarttı. 1920’lerin ikinci yarısından sonra, Dersim bölgesini tanımaya yönelik pek çok rapor hazırlanır. Özellikle Hamdi Bey’in 2 Şubat 1926 tarihli raporu, askeri müdahale önermektedir. Dersim gittikçe Kürtleşiyor, mefkûreleşiyor, tehlike büyüyor. Dersim Cumhuriyet hükümeti için bir çıbandır.
Bu çıban üzerinde kat‘i bir müdahale memleketin selâmeti için farzdır.

Söz ekrar Hüseyin Ayrılmaz‘da: „Devlet 25’ten itibaren (1925 demekistiyor D.A.)Dersim’de düzenli bir araştırma yaptırır, bu araştırmada raporlar hazırlıyorlar. Bunların hepsinde, Cemal Bardakçı’nınki hariç, istisnasız kıyım geçiyor.

CHP tek parti iktidarıdır. Raporları hazırlayanlar parti müfettişidirler.
İnönü
, Dersimlilerin Kürt  aşiretlerin kontrolüne girdiğini belirtir. Müdahale yolları aranmaktadır. Bu sırada bölgedeki memurlar ve jandarma, halka zulmetmektedir. Dersimliler huzursuzdur. Kaymakam Seyit Rıza’yı görüşmeye çağırır. Mevsim kıştır ve Seyit yaşlıdır. Kendi yerine oğlunu gönderir. Dönüş yolunda pusuya düşürülür. Kaymakam suikastı düzenleyenleri korumaktadır.
Aşiretler direniş kararı alırlar. Seyit Rıza 9 Temmuz 1933’te Hozat jandarma komutanına bir mektup gönderir:
„Mevsim kış ben de yaşlı olduğum için, görüşme davetinize gelemedim. Ancak, oğlumu yolladım. Talebinizi Cumhuriyet hükümetinin emri kabûl ettim. Evlat benim değildi sizin evladınizdı. Biz vatan evladı değil miyiz? Oğlumu katledenleri Kaymakam Bey  koruyor.Allah merhamet versin. Benim bir kusurum yoktur. Adalet aradığım için haksız mı oldum? Hükümete düşmanlığım yoktur. Hükümete düşman olan, haşa Allah’a düşman olur. „

1935’e gelindiğinde, Dersim’e düzenlenecek harekât için, yasal zemin hazırlanır. 25 Aralık 1935’te çıkarılan Tunceli Kanunu Dersim’in adını dahi değiştirmektedir. Tunceli hakkında kanun olağanüstü düzenlemeler içerir.

Yine Hüseyin Ayrılmaz konuşuyor: „1935’te Tunceli Kanunu çıkıyor. 1936’da bir…. Toplanma durumu var. Bazı dedelerin, alevilerin ocakların insanlarından Dersim’e gelerek „Mustafa kemal’in Alevi dostu olduğunu, silah teslim ederlerse bir sorun çıkmayacağını söylüyorlar. Bunun üzerine Dersim adeta kendi içinde bölünüyor. „
Kanun gereği Tunceli’ye bir komutan-vali atanır. Bu valinin bir yıl sonra yaşanacak trajedide baş rolü oynayacağından halkın haberi yoktur.

Atanan vali Abdullah Alpdoğan olağanüstü yetkilerle Tunceli valisi yapılmıştır.  Yasama, yürütme ve yargı ona bağlıdır. İstediğini belediye başkanı ya da kaymakam olarak atayabilir. İstediği aileyi Dersim’den sürme yetkisi bile vardır.
Mustafa Kemal 1936’da Meclisi açış konuşmasında Dersim’e özel bir bölüm ayırır. Ona göre bu çıbanı temizleme işi her ne pahasına olursa olsun, yapılmalıdır.

Alpdoğaan 8 Nisan 1937’de Ankara’ya ilk istihbarat raporunu gönderir. Raporda yaşanan silahlı bazı olaylardan, birkaç kişinin suçu olduğunu belirtir. Fakat ardından gönderilen raporların dozu giderek artmaktadır. Alpdoğan birkaç kişi dediği suçlular için, Dersim’e müdahale çağrısı yapmaktadır. Dersim için vaktiyle düşünülmüş ve hazırlanmış tertiplerin alınmasına şimdiden başlanması uygun olacaktır.

Ayşe Hür konuşuyor  “Orayı nasıl asimile ederiz nasıl kontrol ederiz nasıl hemen Cumhuriyet değerlerine razı ederiz, şeklinde. Sonuçtaöyle  bir askeri harekâtı adım adım planlamıştır.

4 Mayıs 1937’de alınan bakanlar kurulu kararı, Dersim için geri dönüşü olmayan bir yol demektir. Karara göre askerler, şiddetli ve etkili bir taarruzla yetinmeyecektir. Silah kullananlar etkisiz hale getirilecek, köyler tahrip edilecektir.
2000 kişi için batıya sürgün kararı alınır. Aynı gün uçaktan Dersim’atılan bildirilerde, isyancıların teslim edilmesi istenir. Aksi taktirde, mahvedileceksiniz! Denilmektedir.

Seyit Rıza kan döküleceğini anlamıştır. Bir yakınını Abdullah Aldoğan paşaya yollar.  Dönüşte Sim köyüne misafir olan arabulucu, Alpdoğan’ın emriyle öldürülür. İki suikastçı askeri kışlaya sığınır.
Seyit Rıza yanına aldığı 100 kişilik silahlı gücüyle karakolun kapısına dayanır. Katillerin kendisine teslim edilmesini ister. Çatışma başlar. Seyit Rıza hedef olduğunun farkındadır. 20 Mayıs 1937’de Alpdoğan Pasa’ya bir mektup gönderir: „Kan dökmeyin, ben sürgüne razıyım“, der.
Oysa ok yaydan çıkmıştır.
Dersim’in tüm yolları kesilmiştir. 50 bin kişilik askeri birlik Dersim’i kuşatır.
19 Mayıs 1937’de harekat başlar. Ordu Kırmızı Dağ hattında ilerlemektedir.
Silahlı Dersimliler dağlara çekilmiştir. Kadınlı çocuklu köylülerse derelere ve kaya kovuklarına saklanır. Korku dolu bir bekleyiş başlamıştır.

Burada yaşlı iki köylü konuşturuluyor…Fakat iyi anlaşılmıyor…

Asker Tujik dağına varmıştır. Dağın eteğindeki İksor vadisinde sığınakların çoğu kadın ve çocuklarla doludur. Bazı mağaraların girişi betonla kapatılır. Bazılarının ağzında ateş yakılıp, içine boğucu duman verilir. Bu sırada can havliyle dışarı fırlayanlar, kurşunlanır. Munzur vadisinde tam bir can pazarı yaşanmaktadır.

Konuşma sırası yine Ayşe Hür‘de:
İ.S. Çağlayangil o dönemde genç bir emniyet müdürü olarak Malatya’da görev yapmaktadır. Seyit Rıza’nın, yargılanmasını  o organize etmiştir. Onun ifade ettiğine göre, ki bu ifadeyi o sırada henüz bir müfettiş SSK’dan emekli olmaya hazırlanan Kılıçdaroğlu’na verdiği bir röportajda söylemiştir.Bu bant kaydı olarak alınmıştır, ama hiç bir zaman açıkça ilan edilmemiştir, bu röportajın
buna ait olduğu…  Orada halk mağaralara dolduruldu zehirli gaz verilerek
fare gibi temizlendi, tabiri kullanmıştır.“

Silahlı Dersimliler ise, dağlara kaçmıştır. Karadan ulaşmak imkansızdır.
Harekatı yürüten A. Aldoğan hava desteği ister. Herakata katilan filoda Sabiha Gökçen de vardır. (Bir fotoğraf gösteriyor) ve bu fotoğraf  Gökçen’i Dersim’e uğurlayan Mustafa Kemal‘in düşünceli halini anlatır.
Dersim köyleri bu kez havadan vurulur. Uçaklar hareket eden herşeyin üzerine bomba yağdırmaktadır.

Hüseyin Ayrılmaz konuşuyor: „Türkçe bilen birkac kişi subaylara söylüyorlar. Hani ne oldu diyorlar. Onlar, kendilerine şöyle diyorlar: Atatürk’ün emriyle Fevzi Çakmak operasyonu durdurdu…Böyle hayatta kaldığını söylemişti. Tek kelime Türkçe bilmiyordu. Ölene kadar iki devlet yöneticisini hiç unutmadı: Biri Fevzi Çakmak biri Mustafa kemal. Onlar bizi kurtardı.“

Daha fazla kan dökülmesini istemeyen Seyit Rıza teslim olur. Elazığ’da bir ay süren mahkemeden sonra 7 kişiyle birlikte idama mahkûm edilir.

15 Kasım 1937’deki idama katılan dönemin Malatya emniyet müdürü İ. S. Çağlayangil, manzarayı şöyle anlatacaktır: „Son sözünü sorduk. 40 liram var oğluma verirsiniz“ dedi. Bu sirada Fındık Hafız asılıyordu. İki kez ip koptu, Seyit Rıza görmesin diye, ben arabanın önünü kapattım. Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Rıza meydan insan doluymuş gibi, sessizliğe hitabetti. „Evladı Kerbelayız, bihatayız. Ayıptır, zulümdür, cinayettir. „

Tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. İpi boynuna geçirdi.
Sandalyaya ayağıyla tekmeledi ve infazını gerçekleştirdi. Bir zamanlar işgalcilere karşı din ve namusuyla hizmet etti denilen Seyit Rıza, artık yoktur.
Ancak tek parti iktidarının Dersim’de işi henüz bitmemiştir.
Bu kez devletle işbirliği yapmış köyler boşaltılıp yakılır. Kimsesiz kalmış çocuklar, yatılı okullarda asimilsyona tabi tutulacaklardır. Yetim kalmış kız çocukları hiç bilmedikleri yerlere hiç tanımadıkları kimselere, evlatlık verilir.


1937/38/39 yıllarındaki harekatlar sırasında 13.806 kişi öldürüldü. Bir o kadarı sürgün edildi. Aileler dağıldı, çocuklar köklerinden koparıldı. Harekat sırasında katı bir sansür vardı. Operasyonları eleştiren gazeteler toplatıldı. Bu korku yıllarca sürdü. Dersim katliamının tanıklarından biri sonradan CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olacak Muhsin Batur’du. Harekattan 30 yıl sonra yazdığı anılarında bile o günleri anlatmak istemedi. „2 aya yakın Dersim’de görev yaptım. Okuyucularımdan özür diliyorum. Yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan kaçınıyorum. „

Dersim, yakın tarihin karanlık sayfasıydı. Ta ki AK parti iktidarına kadar.
Demokratikleşme ve vesayet sistemine karşı verilen mücadele, Dersim gerçeklerini gün yüzüne çıkardı. Dersim’e yaşatılan acıların bahanelerinden biri de Alevilikti. Anadolu’nun bu zenginliği, kapsayan bir inkâr politikasının gerekçesi yapılmıştır. Yıllar sonra, 11 Ocak 2008’de Başbakan Erdoğan’ın Muharrem iftarına katılması devrim niteliğinde bir adımdı. Bu adımı 2009‘daki Alevi Açılımı ve Çalıştaylar izledi.

Dr. Necdet Subaşı konuşuyor…“Aleviler en azından çalıştaylardan beri, kendilerini ifade ederlerken, kendi kimliklerine vurgu yaptıklarında herhangi bir baskıyla herhangi bir müdahaleyyle karşı karşıya kalmıyorlar.“

Tunceli yıllar yılı devletin unuttuğu bir şehirdi. Göç ve sürgünlerle nüfusu azalmış, 1940’larda kent merkezi bile, başka yere taşınmıştı. 20 yıldır devleti yyönetenler kapısından bile geçmez olmuştu. Taa ki 5 Kasım 2009’a kadar. Cumhurbaşkanı Gül’ün Tunceli ziyareti, acılara gömülmüş bir şehrin inkâr edilmiş insanların devletle yeniden buluşmasıydı.

Artık yeni bir sayfa açılmış, Dersimliler umutlanmıştı. Bu bahar havası, Meclis kürsüsünden yükselen bir sesle, allak bullak oldu.
Burada Onur Öymen‘in konuşmasından bir bölüm veriliyor: „Dersim isyanında analar ağlamadı mı; Kıbrıs’ta analar ağlamadı mı? Bir tek kişi Türkiye’de çıkıp da, analar ağlmasın diye bu mücadeleyi durduralım dedi mi?

Türkiye birden bire buz kesti. CHP Genel Baskan Yardımcısı Onur Öymen, tek parti döneminde yapılan Dersim katliamını referans almaktaydı. Üstellik bu yaklaşım çözüm sürecinin görüşmeleri sırasında ortaya atılmıştı. Aradan geçen 70 yılda, „Katliamcı bakış açısının“ değişmediği anlaşılıyordu. Oysa Türkiye, artık eski Türkiye değildi. 23 Kasım 2011’de Başbakan Erdoğan Dersim konusunda manifesto niteliğinde bir çıkış yaptı: Devlet adına özür diledi.

Erdoğan: „Yuvalar yıkılıyor. Binlerce insan batıya göç ettiriliyor. Binlerce kız çocuğu evlatlık veriliyor.

Yine Hüseyin Ayrılmaz konuşuyor: Başbakanın Dersimle ilgili söylediği bir katliam yapıldı sözü bizim için çok değerliydi. Çünkü bugüne kadar bütün inkar üzerine mahallelerimiz bile halen katillerimizin ismiyle anılmasın rağmen, kaldırın şu isimleri demek, bizim için suçtu. İkinci gün işkenceye götürülmekti. Ama bir adam kalktı dediki burda katliam gerçekleşti. Bizim için çok değerliydi. Özür de bir o kadar  değerliydi. Bir Başbakanın ağzından bunun çıkması önemliydi.


Katliam CHP’nin tek parti iktidarının eseriydi. Şimdi parti, Dersim tartışmalarıyla çatırdıyordu. Kendisi de Dersimli olan Genel Başkan Kılıçdaroğlu’na göre yaşananlar için özüre gerek yoktu.

AKP bu tavra aldırış etmeden politikasını sürdürdü. Alevi açılımı 2009’da başlamıştı. 7 çalıştayda 500’e yakın alevi önderi görüşünü ortaya koydu.
5 yıl süren çalışmalar, Ahmet Davutoğlu’nun Başbakanlığında, yeni bir evreye girdi. Artık sorunun giriftleşmesine yol açan unsurlarla vakit kaybetmemeli Anadolu Birliği’nin sırları ön plana çıkartılmaydı.
Ahmet Davutoğlu konuşuyor: „Vakitler hayrola; hayırlar fethola, şerler defola; 12 imamın himmeti üzerimizde hazır-ül kaim ola…“

E. Amiral TÜRKER ERTÜRK GELİYOR

BASIN AÇIKLAMASI

ADALET YÜRÜYÜŞÜNÜ DESTEKLİYORUZ

19 MAYIS'IN 98. YIL DÖNÜMÜ

ATATÜRK'E İHANET VE DÜŞMANLIK

MEB MÜFREDATI VE ATATÜRK

MEB MÜFREDATI VE İNÖNÜ

AVRUPALI TÜRK AYDINLARINDAN ÇAĞRI

POLİSİMİZİN YANINDAYIZ

GÜLHANE ASKERİ TIP AKADEMİSİ

Mustafa Balbay Geliyor

15 Temmuz Darbe Girişimi

Rainer Hermann'a Mektup FAZ

RTE'YE YANIT: 1930'LU YILLAR

ONUNCU YIL MARŞI

TARİHTEN UYARICI BİR YAPRAK

YİRMİNCİ YÜZYILIN İLK SOYKIRIMINI KİM YAPTI..?

ALMAN PARLAMENTOSU'NUN 2 HAZİRAN 2016 KARARI

ALMAN PARLAMENTOSU YANLIŞ YAPTI

T.C.'nin 26. Gen. Kur. Başkanı İLKER BAŞBUĞ Geliyor

TBMM Başkanı İsmail Kahraman'a Açık Mektup

ARAP LAWRENCE'TEN GÜNÜMÜZE

Ulusal Bayram Yasaklanmasına Boyun Eğmek Yakışmaz

DİNCİ ve KİNCİ KUŞAKLAR TÜRKİYESİ..!

GERÇEĞİN GÖZÜNÜN İÇİNE BAKMAYA CESARET ETMEK

Terör Örgütlerini Silahlandıranlar İnsan Haklarından Söz Edemezler

ONUR ÖYMEN'DEN TRT'YE TEPKİ

TRT-TÜRK T.C. DEVLETİ'NE KİN KUSUYOR

1128 YANLIŞ

İSTANBUL'UN KALBİNDE TERÖR VAHŞETİ

TRT-TÜRK ATATÜRK'E VE CHP'YE KİN KUSMAYI SÜRDÜRÜYOR

SİMON RODRİGEZ'DEN BİR ALINTI

ANKARA'DAN SONRA PARİS'TE DE KANLI TERÖR

BARIŞIN BAŞKENTİ'NE BÜYÜK İHANET

Prof. Dr. YAŞAR NURİ ÖZTÜRK geliyor.

TRT-TÜRK'ÜN OSMANLICA DAYATMASI

RİZE BELEDİYE BAŞKANI'NIN ATATÜRK DÜŞMANLIĞI

BÖLÜCÜ TERÖRE İVEDİLİKLE SON VERMEK ŞARTTIR..!

BÖYLE GİDERSE, TÜRKİYE'DE DİKTATÖRLÜĞÜN İLANI YAKINDIR..!

BÜYÜK ZAFER'İN 93. YILDÖNÜMÜ KUTLU OLSUN!

DEVLETİN TEMELİNE DİNAMİT KOYANLAR.

"YURTTA TERÖR DÜNYADA TERÖR" DEĞİL "YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ" İSTİYORUZ.

DEVLET BAHÇELİ'NİN SAATİ

AKP CUMHURBAŞKANI'NIN TÜRK DİLİ KARŞITLIĞI, OSMANLICA DAYATMASI VE GERÇEKLER

BÜTÜN DÜNYA DERGİSİ ve ANZAKLARLA İLGİLİ YAZIT

AVRUPA ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEKLERİ FEDERASYONU # GEZİ BELGESELİNİ KÖLN'DE YURTTAŞLARIMIZLA BULUŞTURUYOR

ÖNEMLI DUYURU
ÇANAKKALE ZAFERİ VE TEHCİR


ÇANAKKALE ZAFERİ'NİN 100. YIL DÖNÜMÜ

Kurtuluş Savaşımızın Öyküsü

TRT-TÜRK ATATÜRK'E KİN KUSUYOR.

Richard von Weizsäcker

İSLAMOFOBİYİ BESLEYENLER

CUMHURİYET GAZETESİNE AKP SANSÜRÜ

ATATÜRK'ÜMÜZ VE TÜRK KADINI

KANLI TERÖR

19. Şura Kararları ve Cevdet Kudret

ATAMIZI ANKARA'DA ANDIK

TBMM'DE BALBAY'I ZİYARETİM